Pazartesi- Cuma 09.00 - 16.00 0232 398 3700 – İç Hat:55387 Uz.Dr. Mehmet Hakan PIÇAK
Minimal İnvaziv
Ameliyatsız, Kesi yok
Görüntüleme Eşiliğinde
Hassas müdahale
Yenilikçi
İnovasyonla sürekli gelişim

Varis Ne Zaman Tehlikeli Olur? Hangi Belirtiler Beklememeli?

Varis denince çoğu kişinin aklına önce cilt altında belirginleşen morumsu, kıvrımlı damarlar gelir. Bu görüntü bazen yalnızca estetik kaygı yaratır, bazen de gün sonunda bacakta ağırlık, ağrı, şişlik ve kaşıntı gibi yakınmalarla birlikte olur. Bu yüzden hastaların en doğal sorularından biri şudur: Bu durum ne zaman yalnızca görünüm meselesi olmaktan çıkar, ne zaman daha ciddi düşünmek gerekir?

Burada ilk önemli dengeyi kurmak gerekir. Her varis tehlikeli değildir. Hatta birçok kişide varis uzun süre acil anlam taşımadan seyreder. Ama bu cümle, varisin her zaman önemsiz olduğu anlamına da gelmez. Çünkü bazı hastalarda tablo yalnızca görünen damarlarla sınırlı kalmaz; cilt değişiklikleri, tekrarlayan iltihap benzeri ataklar, kanama, iyileşmeyen yara veya bambaşka bir damar sorunu düşündüren ani belirtiler gelişebilir.

NICE varis kılavuzu, varisli hastalara olası ilerleme ve komplikasyonlar hakkında bilgi verilmesini; özellikle derin ven trombozu, cilt değişiklikleri, bacak ülseri, kanama ve tromboflebit gibi durumların göz ardı edilmemesini önerir. Aynı kılavuz, semptomatik varislerin, cilt etkilenmesinin, sert ve ağrılı yüzeyel damarların, 2 haftada iyileşmeyen bacak yaralarının ve kanayan varislerin damar değerlendirmesi açısından önem taşıdığını açıkça vurgular.

Aslında “varis tehlikeli mi?” sorusunun tek bir cevabı yoktur. Daha doğru soru şudur: Bu bacaktaki damar sorunu şu anda hangi düzeyde, hangi belirtiler sıradan semptom sınırını aşıyor ve hangi tablo klasik varisten daha farklı bir değerlendirme gerektiriyor? Bu yazının amacı tam olarak bunu netleştirmektir.

Kısa karar özeti: Varis çoğu kişide hemen acil bir durum değildir. Ama ani tek taraflı şişlik, sert ve ağrılı damar hattı, ciltte koyulaşma veya egzama, iyileşmeyen yara, varis damarından kanama ve nefes darlığı gibi eşlik eden belirtiler varsa beklemek doğru olmayabilir. Böyle durumlarda mesele yalnızca “damar görünümü” değil, altta yatan venöz yetmezlik, yüzeyel pıhtılaşma ya da daha farklı bir damar sorunu olabilir.

Variste hangi belirtilerin daha ciddi degerlendirme gerektirebilecegini anlatan sematik bacak gorseli
Variste asil soru yalniz damar gorunumu degil, tabloya hangi alarm belirtilerinin eslik ettigidir.

Varis her zaman tehlikeli midir?

Hayır. Varis her zaman tehlikeli kabul edilmez. Birçok kişide uzun süre daha çok görünüm değişikliği, gün sonu hafif ağırlık hissi, zaman zaman kaşıntı veya çorap izi şeklinde seyredebilir. Bu nedenle bacakta görünen her damarı “ciddi damar hastalığı” gibi okumak doğru değildir.

Ama burada küçük görünen bir ayrımı büyütmek gerekir: tehlikeli olmamak ile önemsiz olmak aynı şey değildir. Varisli damarın şu an acil bir tablo oluşturmaması, zaman içinde hiçbir yük üretmeyeceği anlamına gelmez. Özellikle altta belirgin venöz reflü varsa, yani kan toplardamarda olması gereken yönde tek yönlü akmak yerine geriye kaçıyorsa, hasta ilk başta yalnızca hafif yakınmalar yaşasa bile zamanla tablo daha anlamlı hale gelebilir.

Bu yüzden klinikte yalnızca damarın dış görünümüne bakmayız. Şikayet var mı, şikayet gün sonunda artıyor mu, ayak bileği çevresinde kalıcı şişlik gelişiyor mu, cilt etkilenmeye başlamış mı, daha önce tromboflebit veya kanama öyküsü olmuş mu, bunlara da bakarız. Varis tedavi edilmezse ne olur? başlığındaki doğal seyir sorusu ile bu yazının kesiştiği yer burasıdır; fakat burada odak ilerlemenin kendisinden çok, hangi eşikte artık “bekleyelim” yaklaşımının zayıfladığıdır.

Bir başka önemli nokta da şudur: Bazen hastayı asıl zorlayan şey, varisin kendisi değil; varise benzeyen ama daha hızlı değerlendirme gerektiren farklı bir tablodur. Ani başlayan tek taraflı belirgin şişlik, giderek artan kızarıklık veya sert ağrılı damar hattı gibi durumlarda soru “varisim ilerledi mi?” olmaktan çıkar. İşte “tehlikeli olur mu?” sorusu en çok bu eşikte anlam kazanır.

Hangi belirtiler daha çok sıradan varis yakınması gibi olabilir?

Variste daha sık gördüğümüz, çoğu zaman acil anlam taşımayan ama yine de yaşam kalitesini bozan belirtiler vardır. Bunlar genellikle gün sonuna doğru artan bacak ağırlığı, dolgunluk hissi, ayakta kalınca belirginleşen ağrı, ayak bileği çevresinde hafif şişlik, kaşıntı, yanma, gece krampları ve cilt altında belirgin damar görünümüdür.

NHS inform da varisle birlikte ağrı, ağırlık hissi, ayak ve ayak bileğinde şişme, yanma, zonklama, gece krampı ve etkilenen damar üzerinde ince-kuru-kaşıntılı cilt görülebileceğini belirtir. Bu bilgiler önemlidir; çünkü hasta çoğu zaman bu yakınmaların hangisinin “normal varis şikayeti”, hangisinin daha farklı bir tablo olduğunu ayırt etmekte zorlanır.

Yine de “sıradan varis yakınması” ifadesi hafife alınması gereken bir grup anlamına gelmez. Çünkü bu şikayetler de semptomatik varis tanımına girer ve damar değerlendirmesini hak edebilir. Özellikle uzun süre ayakta çalışan, gün içinde bacak yükü belirgin artan veya çorap-kompresyon desteğine rağmen rahatlamayan kişilerde bu tablo yalnızca kozmetik mesele olarak bırakılmaz.

Burada pratik ayrım şudur: Şikayetlerin varlığı önemlidir, ama acil karar çoğu zaman şikayetin örüntüsü ile verilir. Belirtiler uzun süredir benzer seyirde mi? Yoksa son günlerde hızla değişen, tek taraflı yoğunlaşan, sıcaklık-kızarıklık eşlik eden veya ciltte yeni bozulma yaratan bir tablo mu var? “Tehlike” kelimesini asıl anlamlı yapan fark budur.

Hangi belirtiler artık beklememeli diye düşündürür?

Varisli bir hastada şu belirtiler ortaya çıktığında tabloyu daha dikkatli okumak gerekir:

  • ani başlayan veya belirgin artan tek taraflı bacak şişliği
  • damar hattı boyunca sertlik, ağrı, kızarıklık ve sıcaklık artışı
  • ayak bileği çevresinde koyulaşma, egzama benzeri görünüm veya cilt sertleşmesi
  • diz altında 2 haftada iyileşmeyen yara
  • varisli damardan kanama
  • bacak yakınmalarına nefes darlığı, göğüs ağrısı veya çarpıntı eklenmesi

NICE, kanayan varislerde damarsal değerlendirmeye hemen yönlendirme önerir. Aynı şekilde semptomatik varisler, cilt değişiklikleri, sert ve ağrılı yüzeyel damarlar, 2 haftada iyileşmeyen venöz ülser olasılığı taşıyan yaralar ve iyileşmiş ülser öyküsü de beklememeli grupta değerlendirilir. Bu yaklaşım korku dili kurduğu için değil, yanlış gecikmenin bedeli daha yüksek olduğu için önemlidir.

Burada hastaya şu çerçeveyi vermek gerekir: Her şikayet acil değildir, ama bazı şikayetler “rutin kontrol zamanı geldi” demekten daha fazlasını söyler. Özellikle tablo son günlerde hızla değişmişse veya yalnızca görünür damar değil, cilt ve tüm bacak etkilenmeye başlamışsa mesele semptom yönetiminden çıkıp komplikasyon ya da ayırıcı tanı alanına girer.

Bu yüzden “hangi belirti beklememeli?” sorusunun en güvenli yanıtı tek bir kelime değil, bir patern tarif etmektir: ani, tek taraflı, ağrılı, sıcak, sert, kanamalı veya yaraya dönüşen tablo klasik sakin varis akışından farklı değerlendirilmelidir.

Variste daha sakin belirtiler ile alarm paternlerini ayiran sematik gorsel
Asil fark tek semptomdan cok; belirtilerin hizi, tek tarafliligi ve cilt etkisiyle ortaya cikar.

Ani tek taraflı şişlik neden klasik varisten farklı düşünülür?

Varis iki bacakta da olabilir, bazen bir bacakta daha belirgin de olabilir. Ama ani gelişen belirgin tek taraflı şişlik her zaman “varisim arttı” diye okunmamalıdır. Çünkü bu patern, yüzeyel varis sürecinden farklı olarak derin ven trombozu gibi daha ciddi ve daha hızlı değerlendirme gerektiren tabloları düşündürebilir.

Bacakta damar şişmesi neden olur? Varis mi, damar tıkanıklığı mı? başlıklı içerikte de vurgulandığı gibi, burada kilit soru yalnızca “damar var mı?” değildir; neyin şiştiği, ne kadar hızlı şiştiği ve buna hangi belirtilerin eşlik ettiğidir. Tüm bacağın gergin, ağrılı ve tek taraflı şişmesi ile cilt altındaki yüzeyel varislerin yavaş ilerlemesi aynı kategoriye girmez.

NHS phlebitis sayfası, ani şişlik, ağrı, sıcaklık artışı ve sert-sızılı damarların daha ciddi bir pıhtı tablosuyla karışabileceğini; bu nedenle acil değerlendirme gerekebileceğini belirtir. Bu bilgi pratikte çok değerlidir. Çünkü hastalar bazen “damarım biraz kabardı” ile “bacağım aniden şişti” arasındaki farkın klinik ağırlığını küçümseyebilir.

Tek taraflı şişlikte elbette her zaman DVT çıkmaz. Bazen belirgin yüzeyel tromboflebit, bazen lenfatik sorun, bazen enfeksiyon, bazen de başka bir dolaşım problemi söz konusu olabilir. Ama işin güvenli tarafı, bu tabloyu klasik varis yorgunluğu gibi izlememektir. Özellikle baldırda gerginlik, yürümekle artan ağrı, ciltte ısı farkı veya nefes darlığı gibi ek bulgular varsa değerlendirme hızlanmalıdır.

Sert, ağrılı ve kızarık damar hattı ne düşündürür?

Varisli bir bacakta hastanın “damarım ip gibi sertleşti”, “dokununca çok ağrıyor”, “üzerinde kızarıklık ve sıcaklık var” diye tarif ettiği tablo çoğu zaman yüzeyel tromboflebit ya da yüzeyel ven trombozu ile ilişkilidir. Bu durum derin ven trombozu ile aynı şey değildir; ama tamamen önemsiz de sayılmaz.

NHS phlebitis rehberi, yüzeyel tromboflebitte ağrı, hassasiyet, şişlik, sıcak ve kaşıntılı cilt ile çevrede kızarıklık veya sertlik görülebileceğini; ayrıca ani şişlik ve ağrının daha ciddi pıhtı ihtimali nedeniyle kontrol edilmesi gerektiğini belirtir. Bu da bize şunu söyler: yüzeyel damardaki inflamasyonun bir kısmı kendi içinde sınırlı olabilir, ama tanıyı uzaktan koyup rahat davranmak doğru değildir.

Varisli damarda gelişen sert ve ağrılı hat birkaç nedenle önemlidir. Birincisi, hastanın yaşam kalitesini belirgin bozabilir. İkincisi, altta yatan venöz yetmezliğin artık yalnızca görünüm sorunu olmadığını gösterebilir. Üçüncüsü, daha derin sistemle ilişkili bir sorun olup olmadığını anlamak için bazen Doppler değerlendirmesi gerekir.

Burada sık yapılan hata, her sertliği “tehlikeli pıhtı” sanmak kadar, her sertliği “normal varis” diye geçiştirmektir. Doğru yaklaşım bu ikisinin ortasındadır. Yani tabloyu dramatize etmeden ama tanısız da bırakmadan değerlendirmek gerekir. Özellikle sert alan kasığa yakın hatta uzanıyorsa, yayılıyorsa, belirgin şişlik eşlik ediyorsa veya hastada pıhtı riskini artıran ek faktörler varsa daha dikkatli davranılır.

Ciltte koyulaşma, kaşıntı, egzama ve yara neden daha ciddi kabul edilir?

Varisin tehlike sınırına yaklaştığını düşündüren en güçlü işaretlerden biri cilt etkilenmesidir. Çünkü bu durumda mesele yalnızca yüzeyde görünen damar değil, uzun süredir artmış venöz basıncın cilt ve cilt altı dokuda iz bırakmaya başlamasıdır. Ayak bileği çevresinde kahverengi renk değişikliği, kaşıntılı egzama görünümü, deride incelme veya kalınlaşma, sertlik ve hassasiyet bu açıdan önemlidir.

NICE, kronik venöz yetersizliğe bağlı düşünülen pigmentasyon ve egzama gibi cilt değişikliklerini damar hizmetine yönlendirme nedeni olarak sayar. Bu yaklaşım çok yerindedir; çünkü cilt değişikliği çoğu zaman “varis var ama idare ediyor” evresinden farklı bir biyolojik yükü işaret eder. Varislerde cilt rengi neden değişir? içeriğinde de anlatıldığı gibi, uzun süren venöz basınç ciltte pigment birikimi ve doku bozulmasına zemin hazırlayabilir.

Bir sonraki aşama yara eğilimidir. Diz altındaki, özellikle ayak bileği çevresindeki ve 2 haftada iyileşmeyen yara venöz ülser olasılığı açısından ciddiye alınmalıdır. NHS venöz bacak ülseri sayfası böyle yaraların uzman tedavisi gerektirdiğini; ağrı, kaşıntı, şişlik, sertleşmiş veya renk değiştirmiş çevre cilt ve bazen akıntı ile birlikte olabileceğini belirtir.

Varis ülseri nedir? başlıklı içerikle örtüşen kritik nokta şudur: yara oluştuğunda sorun artık yalnızca “varisim kötü görünüyor” düzeyinde değildir. Doku iyileşmesini bozan venöz yük işin içindedir ve bu tabloyu bekletmek çoğu zaman daha zor iyileşen bir sürece yol açar.

Varis damarından kanama neden hafife alınmamalı?

Varisli damarın yüzeye çok yakın, duvarının incelmiş ve cildin hassaslaşmış olduğu bazı hastalarda küçük bir travma, kaşıma, kuruluk çatlağı ya da temas sonrası kanama görülebilir. Bu kanama bazen hastanın beklediğinden daha fazla olabilir; çünkü toplardamar basıncı düşük olsa da yüzeyel damar açıldığında akış şaşırtıcı görünebilir.

Bu durumun en önemli yanı şudur: varis damarından kanama, “biraz kanadı geçti” diye küçümsenmemelidir. NICE kılavuzu kanayan varislerde damar hizmetine hemen yönlendirme önermektedir. Bunun nedeni her kanamanın hayatı tehdit etmesi değil; kanamaya eğilim yaratan damar ve cilt zemininin artık daha kırılgan hale gelmiş olmasıdır.

Kanama öyküsü bize birkaç şey söyler. Birincisi, yüzeyel damar duvarı ve üzerindeki cilt artık yeterince korunmuyor olabilir. İkincisi, venöz basınç yükü ve damar genişlemesi ileri düzeye ulaşmış olabilir. Üçüncüsü, tekrar kanama riski göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle kanama yalnızca o an durdurulacak bir olay değil, damar haritasının yeniden gözden geçirilmesi gereken bir uyarıdır.

Varisli bacak görüntüsü içeriğinde de değinildiği gibi, kanama eğilimi, cilt değişikliği ve yara potansiyeli olan yüzeyel damarlar artık basit kozmetik damar kategorisinde değildir. Böyle bir öykü varsa hasta “benim damarım sadece görüntü sorunu” grubundan çıkmış olabilir.

Nefes darlığı, göğüs ağrısı veya ani kötüleşme neden ayrı bir alarmdır?

Varisli hastaların büyük çoğunluğunda böyle bir tablo gelişmez. Ama bacak belirtilerine ani nefes darlığı, göğüs ağrısı, açıklanamayan çarpıntı, baş dönmesi veya bayılma hissi eşlik ediyorsa bu durum yalnızca varis bağlamında değerlendirilmez. Çünkü burada pıhtı ile ilişkili daha ciddi senaryolar da akla gelebilir.

Bu tür belirtiler, özellikle yeni gelişen tek taraflı şişlik ve baldır ağrısıyla birlikteyse, rutin poliklinik düzeyinin ötesinde değerlendirme gerektirir. İçeriği gereksiz korku diliyle yazmak doğru olmaz; ama burada açık olmak gerekir: bacakta ani damar sorunu ile nefes-göğüs belirtisinin birleştiği tablo bekleyip gözlemleyelim kategorisinde değildir.

Hastalar bazen şu hataya düşebilir: “Benim zaten varisim var, o yüzden bacak ağrım da, şişliğim de ondandır.” Oysa mevcut bir varis öyküsü, yeni gelişen tüm belirtileri otomatik olarak açıklamaz. Tam tersine, yeni paternleri eski tanının gölgesinde kaçırmamak gerekir.

Bu nedenle varisli hastada alarm dili kurarken en güvenli yaklaşım şudur: yalnızca görünüm artışını değil, ani sistemik değişikliği ciddiye almak. Özellikle bacak bulgusuna nefes darlığı veya göğüs ağrısı eklenmişse klinik öncelik değişir.

Doppler ultrason bu ayrımı nasıl netleştirir?

Varisin ne zaman gerçekten anlamlı bir damar hastalığı yüküne dönüştüğünü anlamada en önemli araçlardan biri Doppler ultrasondur. Çünkü Doppler yalnızca damarın dışarıdan büyük görünüp görünmediğini değil; hangi damarda reflü olduğunu, bunun ne kadar yaygın olduğunu ve derin sistemle ilişkisini gösterir.

NICE, şüpheli primer veya tekrarlayan varislerde tanıyı doğrulamak, truncal reflünün yaygınlığını görmek ve tedaviyi planlamak için duplex ultrason kullanılmasını önerir. NHS inform da uzman değerlendirmesinde duplex ultrasonun kan akımını inceleyerek hem tanıyı doğrulamada hem tedaviyi planlamada temel test olduğunu belirtir. Bu bilgiler pratikte çok karşılığı olan önerilerdir; çünkü “tehlikeli mi değil mi?” sorusunun kişiye özel yanıtı çoğu zaman damar haritasında saklıdır.

Varis tedavisi öncesi Doppler ultrason neden şarttır? sorusunun mantığı da tam budur. Bazen görünür varis azdır ama ana safende belirgin reflü vardır. Bazen dışarıda çok damar görünür ama daha sınırlı bir kaynak söz konusudur. Bazen de esas problem varisten çok yüzeyel tromboflebit, perforan ven sorunu ya da farklı bir dolaşım problemidir.

Dopplerin asıl değeri, hastayı gereksiz aceleden de gereksiz gecikmeden de korumasıdır. Yani kimi hastada “şimdilik destek ve izlem yeterli” deme güvenini sağlar; kimi hastada da “artık sorun yalnızca görünüm değil” diyebilmemize yardım eder.

Variste yuzeyel ve derin sistem ayriminin Doppler ile nasil yapildigini gosteren sematik gorsel
Doppler, hangi tablonun sakin izlem hangisinin daha hizli degerlendirme gerektirdigini ayirmaya yardim eder.

Hangi durumda aktif tedavi düşünmek daha mantıklı olur?

Aktif tedavi yalnızca damar görünümü için değil, şikayet ve komplikasyon yükü arttığında daha güçlü biçimde gündeme gelir. Özellikle şu durumlarda aktif yaklaşım daha mantıklı hale gelebilir:

  • ağrı, ağırlık ve şişlik günlük yaşamı düzenli bozuyorsa
  • kompresyon ve yaşam tarzı önlemlerine rağmen rahatlama sınırlıysa
  • Doppler’de belirgin truncal reflü varsa
  • ciltte pigmentasyon, egzama veya sertleşme başlamışsa
  • tekrarlayan tromboflebit atakları oluyorsa
  • kanama veya yara öyküsü varsa

NICE önerisi de bu çizgiyle uyumludur: doğrulanmış varis ve truncal reflü varlığında ilk sırada endothermal ablasyon; bu uygun değilse ultrason eşliğinde köpük skleroterapi; o da uygun değilse cerrahi düşünülür. Bu çerçeve, varis tedavisinde hangi yöntem daha uygun? sorusunu da daha anlaşılır hale getirir. Mesele “herkese aynı yöntem” değil, hangi damarsal mekanizmanın o hastadaki yükü oluşturduğunu bulmaktır.

Burada önemli bir nüans vardır: aktif tedavi düşünmek, her alarm belirtisinde doğrudan işlem yapmak anlamına gelmez. Örneğin aktif enfeksiyon, akut pıhtı, ciddi cilt bozulması veya derin sistemle ilgili özel bir durum varsa önce tanı ve güvenlik basamağı öne geçer. Yani tedavi düşüncesi de kendi içinde sıralıdır.

Kısacası aktif tedavi kararı “damar kötü görünüyor” diye değil; semptom, komplikasyon riski ve Doppler haritası aynı yönde işaret veriyorsa daha mantıklı hale gelir.

Biz klinikte “tehlikeli” ile “yakından izlenmeli” ayrımını nasıl yapıyoruz?

Bizim için ilk soru, damarın nasıl göründüğü değil; hastanın bacağını gün içinde nasıl yaşadığıdır. Akşama doğru belirgin dolgunluk oluyor mu, şişlik çorap izini aşacak kadar artıyor mu, ciltte kaşıntı-koyulaşma başlamış mı, daha önce sert ağrılı damar hattı veya kanama yaşamış mı? Bu sorular tehlike algısını gerçek klinik zemine oturtur.

İkinci adım patern okumaktır. Şikayetler yavaş ve tanıdık bir varis akışında mı seyrediyor, yoksa ani değişti mi? Tek taraflı ağırlaştı mı? Sıcaklık, kızarıklık, sertlik veya yara eşlik ediyor mu? Nefes darlığı gibi bacak dışına taşan alarm işaretleri var mı? Aynı belirti listesi, farklı bir hız ve dağılım gösterdiğinde anlamı da değişir.

Üçüncü adım Doppler ile bu tabloyu anatomiye oturtmaktır. Hangi damarda reflü var, derin sistem nasıl, yüzeyel damar hattında aktif tromboz lehine bulgu var mı, perforan katkı ne düzeyde, bunlar netleşmeden “önemli değil” demek de “hemen işlem gerekir” demek de eksik kalır.

Bu yüzden “varis ne zaman tehlikeli olur?” sorusuna bizim daha dürüst cevabımız şudur: varis, komplikasyon veya başka damar hastalığı düşündüren yeni paternler ürettiğinde tehlike ciddiye alınmalıdır. Yoksa her görünür damar otomatik olarak aynı ağırlıkta değildir. Doğru karar, korkutucu genellemelerle değil; şikayet, cilt bulgusu, hız ve Doppler verisi birlikte okununca verilir.

Sik Sorulan Sorular

Ani başlayan, belirgin ve tek taraflı bacak şişliği daha dikkatli değerlendirme gerektirir. Özellikle ağrı, sıcaklık artışı, kızarıklık veya baldır gerginliği eşlik ediyorsa yalnızca klasik varis olarak yorumlanmamalıdır.

Bu tablo yüzeyel tromboflebit ya da yüzeyel ven trombozu ile ilişkili olabilir. Her zaman derin pıhtı anlamına gelmez; ama muayene ve gerektiğinde Doppler ile ayrım yapmak önemlidir.

Ayak bileği çevresinde koyulaşma, kaşıntı, egzama veya sertlik uzun süredir artmış venöz basıncın cildi etkilemeye başladığını gösterebilir. Bu durum, hastalığın yalnızca kozmetik düzeyde olmadığını düşündürür.

Evet, hafife alınmamalıdır. Kanama o anda durmuş olsa bile, yüzeyel damarın ve üzerindeki cildin kırılganlaştığını gösterebilir. Bu nedenle daha ileri damar değerlendirmesi gerekir.

Diz altında, özellikle ayak bileği çevresinde gelişen ve 2 hafta içinde iyileşmeyen yara venöz ülser açısından değerlendirilmelidir. Şişlik, cilt koyulaşması ve varis eşlik ediyorsa önem daha da artar.

Doppler, sorunun hangi damarda olduğunu, reflünün yaygınlığını ve derin sistemle ilişkisini gösterir. Bu bilgi olmadan varisin gerçekten ne kadar anlamlı olduğu ve hangi tedavinin uygun olacağı kişiye özel biçimde değerlendirilemez.

Bacak belirtilerine bu tür sistemik yakınmalar eklenmişse tablo yalnızca rutin varis semptomu gibi değerlendirilmemelidir. Daha ciddi bir damar-pıhtı senaryosu açısından hızlı tıbbi değerlendirme gerekir.

Profil

Uzm. Dr. Mehmet Hakan PIÇAK

Radyoloji Uzmanı

1986 yılında Elbistan’da doğmuştur. 2010 yılında İstanbul Tıp Fakültesinden mezun oldu. 2015 yılında İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesinden Radyoloji ihtisasını aldı. 2015-2017 yılları arasında Tatvan Devlet Hastanesinde zorunlu hizmetini yapmıştır. 2018 yılından itibaren İzmir Çiğli Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Girişimsel Radyolog olarak çalışmaktadır.

Girişimsel radyolojinin hassasiyetini kullanarak, hastalarımı ameliyatsız, etkili ve bireye özel çözümlerle sağlığına kavuşturmak için her gün daha iyisini yapmaya çalışıyorum.

Randevu-alin

    Related Posts